Yetişkinlik evresinde tablonun biçim değiştirdiğine dikkat çeken uzman klinik psikologlar, bu durumun sıklıkla kronik erteleme davranışı, zaman planlamasında aksaklıklar ve işleri öncelik sırasına koyamama biçiminde belirdiğini belirtiyor. Ancak her odaklanma güçlüğünün doğrudan bir bozukluk anlamına gelmediği, yoğun stres, uykusuzluk ve uzun süreli ekran maruziyetinin de dikkati dağıtabileceği ifade ediliyor.
Belirtilerin ortaya çıkış sıklığının yanı sıra bireyin iş, aile ve sosyal yaşamını ne ölçüde aksattığının kapsamlı şekilde ele alınması gerekiyor. Çocuklukta masa başında oturamama veya okul sırasında kıpırdanma gibi davranışlar sergileyen çocukların "şımarık" veya "disiplinsiz" olarak etiketlenmesinin yanlış olduğu vurgulanırken, tablonun arkasında nörogelişimsel kaynaklı bir öz düzenleme güçlüğü yatabiliyor.
Klinik kılavuzlara göre tanı ve tedavi yaklaşımı
Amerikan Psikiyatri Birliği'nin tanı ölçütleri kılavuzuna (DSM-5) göre dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu nörogelişimsel bir tablo olarak sınıflandırılıyor ve çocukluk çağında tanı alan vakaların yaklaşık yüzde 60'ında belirtiler yetişkinlik döneminde de devamlılık gösteriyor. Yetişkinlikte motor hareketlilik azalsa bile zihinsel dağınıklık, dürtüsel kararlar ve zamanı yapılandıramama gibi yürütücü işlev sorunları bireylerin mesleki ve sosyal hayatını zorlaştırmaya devam ediyor.
Klinik değerlendirme sürecinin tek bir anket veya test üzerinden yürütülmediği, aile geçmişi, okul/iş gözlemleri ve uzman görüşmelerinin birlikte analiz edildiği kaydediliyor. Doğru tanının ardından kişiye özel planlanan müdahale programlarında psikoeğitim, bilişsel davranışçı teknikler ve hekim kontrolünde uygulanan medikal tedavi seçenekleri devreye giriyor. Süreçteki temel amacın kişilere etiket yapıştırmak değil, günlük işlevselliği ve yaşam kalitesini güvenceye almak olduğu bildiriliyor.

Okur yorumları 0
Bu habere ilk yorumu siz yazın.